ÖZGE ERDEM

Fena halde inanan birileri sayesinde yazılan olağanüstü bir hikaye…

Özge Erdem

Aslında benim öyküm çok olağan başladı. Samsun’da olağan bir ailenin, olağan bir okula giden, 11 yaşındaki olağan bir çocuğuydum. Sonra şans eseri, hala sakladığım bir gazete haberinde, Sezai Türkeş dedemin sevgili eşi adına kurduğu, o zamanki adıyla Özel İnanç Lisesi’ni gördüm. Sınavına girdim ve kazandım. İşte hikayenin olağanüstü kısmı tam da bundan sonra başlıyor.

Önce beynim yıkandı, hatta kendim yıkadım. Tüm önyargılarımı, dogmalarımı, ezberci öğrenme anlayışımı ve en önemlisi sınırlarımı yıkadım attım beynimden. İnanç Lisesi’nde hayatımın en muhteşem, en olağanüstü 7 senesini geçirdim ben. Ailemden uzakta olduğumu bana unutturan kocaman, güven dolu bir ailem vardı artık. Beni sınırsızca destekleyen öğretmenlerim, her gece hayal pencerelerinden beraber dışarı baktığım arkadaşlarım, hala “öz ablam” dediğim melek kalpli hemşiremiz, her babalar gününde sevgiyle andığım müdürümüz Mr. Watson, beraber nöbet tuttuğumuz güvenlik görevlisi ağabeylerimiz ve yemeklerimizi yapan Adnan Abimizle kocaman bir aileydik. Bir okulu bir eve, içinde yaşayanları aileye dönüştüren şey “inanç”tı. İnsana olan, onun olağanüstü potansiyeline olan inanç. Ben olağan bir çocukken, eğer atletizm takımında Türkiye’de dereceler aldıysam, felsefe kulubü kurup semiyotik üzerine kafa yorduysam, Shakespeare’i orijinal diliyle sahneleyen ve çok alkış alan ekibin bir parçasıysam, matematik olimpiyatlarına girip, aynı anda sabaha kadar resimler yaptıysam, bu birileri bana, bize çok fena inandığı için oldu.

O inanç sayesinde ben, hiçbir sosyal aktivitemden ya da derslerimden ödün vermeden ÖSS’de Türkiye 14.sü olarak Bilkent Üniversite Endüstri Mühendisliği gibi olağan bir üniversitenin olağan bir bölümüne tam burslu girdim. Hatta yine olağan bir şekilde, 3. sınıfta University of California – Berkeley’deki değişim programından da kabul aldım. Ama neyse ki, hayatımın ilk iş görüşmesinde, P&G ile yaptığım mülakatta örneklerimi hep İnanç Lisesi’nden seçtim ki kabul alabildim. Çünkü onlar da olağan değil, olağanüstü şeylerle ilgileniyorlar.

Yaklaşık 11 senedir aynı şirkette iş yaşamının içindeyim ve eğer başarılıysam, çevreme ve insanlara bir faydam varsa bu, bana çok inanan o birileri yüzünden. Peki o birileri kim? Önce hayalini, sonra okulumu kuran Sezai Türkeş dedem, bu rüyayı devam ettiren TEV ve bağışçıları, evlerini bırakıp gelen fedakar öğretmenlerimiz, birbirimiz ve burada sayamadığım bize emeği geçen herkes. Benim olağan hikayemi, olağanüstü bir hikayeye dönüştüren bu kişilere ne kadar teşekkür etsem az.

Bence siz de inanın ve başka bir olağanüstü hikayenin sebebi/yazarı olun... İşte o zaman bu dünya olağanüstü bir yer olmaya bir adım daha yaklaşacak - tamamen sizin sayenizde!