HALEF BOTAN

Siirt’ten çıkan bir dünya vatandaşının olağanüstü hikayesi…

Halef Botan

Aslında liseye gitmeyecektim. Bunun nedenleri arasında kişisel, ailevi ve maddi sebepler vardı. Siirt gibi bir yerde, gidebileceğim ve gerçek anlamda ufkumu geliştirebilecek yerlerin kıtlığı konusuna girmeye bile gerek yoktur herhalde. Fakat sonra, o zamanki adıyla Özel İnanç Lisesi’nin, şimdiki adıyla TEVİTÖL’ün sınavlarından haberdar oldum. İlk önce kendi okulumda, sonrasında Siirt’te ve en nihayetinde de Türkiye ölçeğinde yapılan sınavların sonunda, bu özel lisede tam burslu bir şekilde okumaya hak kazanmıştım. Bu kadar özel bir okulda, ve tam burslu bir şekilde okumaya hak kazanmış olmak, denklemi değiştirmişti haliyle.

TEVİTÖL’ün benim öz ailemden uzaktaki ailem olacağını hiç düşünmemiştim. Orada kurduğum ilişkilerimin, hem öğretmenlerle hem de diğer öğrencilerle, bir ömür boyu süreceğini tahmin edemezdim.

Belki de İnanç’ın bize verdiği en önemli özellik ufkumuzu geliştirmekti. Ufkum genişlemişti. Artık, yerel veya ulusal değil, küresel ölçekte düşünmeye başlamıştım. Dünya vatandaşı olmayı, olmaya giden yolda yürümeye karar vermiştim. Bu karar çerçevesindeki ilk adımımı da İnanç’taki ikinci senemin sonunda AFS (American Field Service, liselerarası kültürel değişim programlarını organize eden en büyük kuruluş) ile bir seneliğine A.B.D.’ye gitmeye ve orada Amerikalı bir ailenin yanında kalıp, oradaki bir liseye gitmeye hak kazanarak atacaktım. A.B.D. Dişişleri Bakanlığı’nın verdiği tam bursa hak kazanmıştım.

A.B.D.’de bir senelik deneyimden sonra liseme çok daha farklı bir bakış açısıyla gelmiştim. Bana tanınan fırsatları sonuna kadar kullanıp, en iyisini elimden geldiğince yapmaya çalıştım. Bu çabalarımın semeresini Brown Üniversitesi’ni tam burslu bir şekilde kazanarak alacaktım. Brown’da, hem Türkiye’den tam burs verdikleri ilk öğrenci olacaktım, hem de TEVİTÖL’den oraya giden ilk öğrenci.

An itibariyle Türkiye’de büyük bir şirkette çalışmaktayım. TEVİTÖL, hala hayatımdaki en önemli kilometre taşı. Onsuz, ne en yakın arkadaşlarımla tanışacaktım, ne dünyayı bu kadar yakından tanıyıp bir parçası olabilecektim ve ne de şimdiki bakış açıma sahip olabilecektim.

İnanç’ın bize, ya da kendi adıma bana kazandırdığı diğer bir şiar ise şuydu:
Sadece kendini değil, diğerlerini de düşünmek. Dünyanın herkes için daha adaletli ve güzel olması hepimizin yararına olacak bir şeydi. Bu minvalde fedakarlık yapmak, bir miras oluşturmak/bırakmak çok önemliydi. Ve Sezai Türkeş, ruhu şad olsun, bu liseyi kurarak, bu yolda bizim için en büyük örneği teşkil ediyordu. Hiçbir kar amacı gütmeden, sadece maddi olanaksızlıklar yaşayan ve fakat bir fark yaratacak insanları Türkiye’nin dört bir köşesinde arayıp, bulup, onlara dünya standartlarında bir eğitim fırsatı vermekten daha anlamlı, daha tatmin edici bir şey olabilir mi, bilmiyorum. Bilmemekle beraber, sanmıyorum.

İnanç’lı olmak bir ayrıcalıktı. Hep minnettar olacağım bu ayrıcalık için. Ve bu ayrıcalığı mümkün olan en çok sayıdaki insana ulaştırmanın da bir ayrıcalık olacağına inanıyorum. Bu anlamda bu değerli projede yer alan ve herhangi bir şekilde katkıda bulunan herkese şimdiden en kalbi duygularımla teşekkürlerimi sunuyorum.